Röportaj

Devlet Şahımerdan SARI’yı neden görmezden geliyor?

Bir dönem 28 Şubatçıların, bir dönem paralelcilerin zulmüne maruz kalan Şahımerdan Sarı hoca, ülkemizde yaşanan hukuksuzlukların en bariz örneklerinden biri olarak karşımızda duruyor.

Devlet Şahımerdan SARI’yı neden görmezden geliyor?

16 Şubat 2016 11:53
-A

+A

Bir dönem 28 Şubatçıların, bir dönem paralelcilerin zulmüne maruz kalan Şahımerdan Sarı hoca, ülkemizde yaşanan hukuksuzlukların en bariz örneklerinden biri olarak karşımızda duruyor.

Yaklaşık 10 yıl bilfiil cezaevinde kalan Şahımerdan Sarı hoca, 2007 yılında tahliye olmuş ve paralelci oldukları açığa çıkan savcıların uydurma delilleri ile yeniden yargılanmış ve ikinci bir ceza daha verilmişti.

İki oğlu halen hukuksuz bir şekilde cezaevinde bulunan Şahımerdan Sarı hoca, hicret ettiği Erbil’de de rahat bırakılmamış ve çeşitli iftiralar ile Erbil zindanında tutulmaktadır.

Medya Times olarak, Şahimerdan Sarı hocanın avukatlarından Hüseyin Kurşun ile yaptığımız röportajda yaşanan süreci masaya yatırdık.

İşte o roportaj:

Devlet Şahimerdan SARI’yı neden görmezden geliyor ?

Devletten kastettiğiniz şeyin müesses nizam tabiri diğerle rejim olduğu ön kabulüyle cevap vermem gerekirse şunları söyleyebilirim: malumunuz Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu 1923’ten beri devlet  kendisini İslam’a karşı konumlandırdı, İslam’ı her zaman kendisine bir tehdit olarak gördü. Bu tehdit algılamasında haklıydı da zira kendisini,  yıktığı hilafet rejiminin üzerine bina etti. Dolayısıyla İslami düzeni yeniden ikame edecek tüm oluşumlara, hatta bireysel manada İslam üzere yaşama hassasiyeti olan insanları  dahi baskı altında tuttu, tutukladı, yargısız infazlarla  mağdur etti. Cumhuriyet tarihimiz bunun sayısız örnekleri ile doludur. Dolayısıyla inancından dolayı mağdur ettiği insanları görmezden gelmesi  gayet normaldir. Yani mağdur etmeden önce görür, denetler ancak mağdur ettikten sonra ise  görmez, zira kendi oluşturduğu cezalandırma sistemiyle Şahimerdan SARI gibi alimleri  ve çevresindeki insanları cezaevine kapatarak  görünmez hale getirmeye çalışmaktadır.

Şahimerdan SARI gibi alimler, müesses nizam açısından anormal insanlardır. Zira İslami bir hayatın ve düzenin inşaası için mücadele etmek ister istemez devlete/rejime muhalefet etmeyi gerektirmektedir. Çünkü İslam ve laik rejim birbiriyle açık bir şekilde çatışmaktadır. Rejim kendi norm ve değerleri ile inşa ettiği “hakikat rejimini”  elinde tuttuğu iktidar araçları ( eğitim kurumları, diyanet kurumu vesair  resmi bürokratik yapılar ) ile  halka dayatarak onları kendi koyduğu normlara göre “normal”leştirmektedir. Bu normların dışına çıkanları ise “anormal”  “sapkın”,  ve “suçlu” olarak kategorileştirerek  yasallaştırdığı  ceza sistemiyle “ıslah” etmektedir.  
Şahimerdan SARI dava dosyasında tam olarak ne var, istenen ceza ve  dosyada iddia edilen hususlar nelerdir?

Şahimerdan  SARI dava dosyasına temel oluşturan fiziki ve teknik tape içerikleri tarafsız yani şahsi kanaatlerin, önyargıların, ideolojik bakış açılarının bir tarafa bırakıldığında ve yürürlükteki ceza hukuku temel alınarak  değerlendirildiğinde  hiç bir suç unsuru taşımamaktadır. Yapılan telefon görüşmelerinin bir kısmı  günlük olağan hayatla ilgili konular,  bir kısmı da Şahimerdan SARI hocaya  yöneltilen İslam fıkhı ve akaidi ile ilgili sorular ve hocanın verdiği cevaplarla alakalıdır.

Ancak Terörle Mücadele Şubesi bu telefon görüşmelerini ortada bir terör örgütü varmış gibi niyet okuyucu yorumlar ilave derek dosyaya soyut ve sahte suç unsurları eklemiştir. Yani hazırlanan fezleke  operasyona haklılık kazandırıcı “terör örgütü senaryosu” na göre biçimlendirilmiş ve yapılandırılmıştır.

Nihayetinde “terör örgütü senaryosu” olarak hazırlanan fezlekeye göre düzenlenen savcılık iddianamesinde, Şahimerdan SARI hocanın “ vasat silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçlamasıyla TCK. 314/1 maddesine göre 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ve Terörle Mücadele Kanunun 5. maddesine göre ise alt ve üst sınırı belirtilen bu cezadan ½ oranında arttırım yapılarak cezalandırılması istenmiştir. Aynı dosyada yargılanan diğer şahıslar için ise “vasat silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla TCK. 314/2 maddesine göre 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ve Terörle Mücadele Kanunun 5. Maddesine göre ise verilecek cezanın ½ oranında arttırılması istenerek dava açılmıştır.

Nihayetinde bu davalarda mutad olduğu üzere senaryo ve rol dağılımı önceden hazırlanmış “tiyatral yargılama” sonucunda Şahimerdan SARI hocaya “vasat terör örgütü yöneticisi” olmak suçlamasıyla 12,5 yıl hapis cezası, aynı dosyadan yargılanan diğer şahıslara da “vasat terör örgütü üyesi olmak” suçlaması ile 6’şar yıl 3’er ay ceza verilmiştir.

Aradan geçen 3 yıla rağmen, Paralel çetenin Müslümanlara kurduğu tuzakların ortaya çıkmasına ve bu konuda isim ve cemaatin lehine hukuki adımlar atılmasına rağmen Şahimerdan SARI ve Vasat davası için neden hiç bir adımlar atılmıyor?

Paralel yapı ile mücadelede hükümet bu yapının öncelikle kendisine yönelik tuzaklarına karşı mücadele etti. Bu bağlamda Paralel Yapıyla Mücadele konsepti üzerinden bu yapıyı FETÖ ( Fethullahçı Terör Örgütü) olarak ilan etti ve terör örgütleri listesine aldı, hatta Milli Güvenlik Siyasetinin öncelikli sorunlarından biri haline getirdi. Bu yönde yaptığı  çalışmalarla Türkiye genelinde bir çok operasyon gerçekleştirildi ve bu operasyonlar devam ediyor.

Bu yapılanmaya karşı açılmış bir çok dava var. Ancak operasyonlar daha önce ifade ettiğim gibi sadece devlet güvenliği ve hükümetin çalışma düzenini korumakla alakalıdır. Diğer taraftan bu yapılanmanın özellikle emniyet ve yargıda etkin olduğu dönemde başta Şahimerdan SARI ve çevresi olmak üzere birçok İslami şahıs ve kesime yönelik emniyet ve yargıyı araç olarak kullanarak yaptığı kumpaslar ve neticesinde neden olduğu mağduriyetler hala devam etmektedir.

Şahımerdan SARI hoca ve Vasat davası/kumpası mağdurları için hükümetin ve yargının harekete geçmesi noktasında yapmış olduğumuz girişimlerden şu ana kadar bir netice alamadık. Şahimerdan SARI hoca başta olmak üzere Vasat davası mağdurları hakkında tamamen zulmü ve hukuksuzluğu “hukukileştiren” şeklen geçerli ve kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla karşı karşıyayız. Ancak böyle bir mahkeme kararının dayandığı fezlekeyi hazırlayan emniyet mensupları, iddianameyi hazırlayan savcı ve  yargılamayı yürüten bazı yargıçların Paralel Yapının, diğer bir ifadeyle FETÖ’nün talimatlarıyla “görev”lerini yaptıkları bilinmektedir. Dolayısıyla FETÖ’nün etkin ve hatta müdahil olduğu bir davada verilen kararın “Türk Milleti Adına” verilmiş bir karar olmadığı ortadadır.

Hükümetin bir an önce Adalet Bakanlığına bağlı bir komisyon oluşturarak FETÖ’nün etkin ve müdahil olduğu siyasi nitelikli İslami davaları mercek altına  alarak Ergenekon ve Balyoz Darbe Planı davalarına gösterdiği hassasiyeti bu davalarda da göstermesi ve uyduruk silahlı terör örgütü davaları mağduru yüzlerce mütedeyyin  Müslümanın  mağduriyetini gidermesi gerekmektedir. 

 Şahimerdan SARI ve onun temsil ettiği misyon nedir?  

Hadis-i Şerifte geçtiği ve bilindiği üzere (gerçek) alimler Peygamberlerin varisleridir. Hadis-i Şerifte geçen alimler Peygamber efendimizin ahlakını, İslam’ı yaşama, yaşatma ve  davet misyonunu yüklenmiş insanlardır. Şahimerdan SARI hoca da bu alimlerden biridir. Şahimerdan SARI hoca, Ehl-i Sünnet ve’l cemaat itikadına ve fıkhına titizlikle riayet eden, her türlü ifrat ve tefritten uzak vasat bir ümmet olmanın şuurunu Müslümanlara vermeye çalışmış, bu misyonu hayatının anlam ve gayesi haline getirmiş bir alimdir. Şahimerdan SARI hoca davet çalışmalarında insanlara şirkten, bidat ve hurafelerden arındırılmış Peygamber efendimizin ve ashabının yaşadığı İslam’ı  anlatmıştır. Din nasihattır düsturuna bağlı kalarak ve ilmini kullanarak insanlara İslamı tebliğ etmiştir. Bu çalışmalarını yürütürken de insanları ne şiddet kullanmaya sevk etmiş ne de şiddeti övmüştür. Kısacası hocanın misyonu İslam’ın tecdidi ( İslam’ı eski saflığına getirme ) ve Müslümanların ıslahı için çalışmaktır.    

Şahimerdan SARI Hoca’nın tebliğ ve  fikri  mücadelesini verdiğini  ifade ettiğiniz “saf  İslam” diğer bir ifade ile “Tevhid-i İslam” birilerini rahatsız mı etti, maruz kaldığı yargı zulmü, hicret etmesi, iki oğlunun ve bazı talebelerinin cezaevinde olması kimlerin işine geliyor ya da bundan kimler  menfaat temin ediyor?

Şahimerdan SARI hocanın insanlara  tebliğ ettiği İslam ne fazla ne de eksik vahiy ve sünnet İslamı’dır. Yani Allah Resulünden (s.a.s) ümmete intikal eden İslamdır. Bu İslam – ki başka İslam yoktur - reel politiğin çıkarlarına hizmet etmeyen, çağın modern değerlerini ve beşeri düşüncelerini merkeze almayan merkezde kendisi olan bir İslam’dır. Dolayısıyla reel politiğe ram olmuş, İslam düşmanlarına zarar vermeyen, cahiliye hayatını değiştirmeyen, onun değerlerine ve dünya görüşüne karışmayan hatta onunla barışık olan ve hak ile batıl arasında bir yol tutan İslam anlayışı savunucularını ve düşmanlarını hocanın ilmi faaliyetleri rahatsız etmiştir.
En büyük rahatsızlığı da “dinler arası diyalog ” çalışmalarıyla bildiğimiz Fethullah Gülen ve camiası hissetmiştir. Ak parti hükümetinin kendilerine iyi niyetle sağladığı imkanları kullanarak başta emniyet ve yargı  olmak üzere  birçok bürokratik kurumda örgütlendiler. Daha sonra ele geçirdikleri devlet gücünü kendileri dışındaki İslami şahsiyet, vakıf, dernek ve cemaatleri ya kendilerine biat ettirmek ya da elimine etmek için kullandılar. Nitekim en son olarak da bu güçlerini Ak Parti hükümetine karşı kullandılar ama bu son hamle onların sonunun başlangıcı oldu.

Şahımerdan SARI hoca’nın “Dinler arası diyalog” oyunu başlığını taşıyan  ve dinler arası diyaloğun İslam itikadı ve fıkhı açısından ümmetin imanına saplanmak istenen bir hançer olduğunu ilmi boyutları ile ele aldığı  makalesinin değişik dergi ve sitlerde yayınlanması Fethullah Gülen ve  camiasını teyakkuz durumuna geçirdi. Emniyet ve Yargı imamlarını devreye sokarak hocaya karşı bir kumpasın hazırlığı içine girdiler. Nitekim 2009 yılında “vasat terör örgütü” adı altında hazırladıkları senaryoyu sahneye koyarak bir kaç ilde operasyon yaptılar. Bugün Şahimerdan SARI hoca, iki oğlu ve bazı talebelerinin mağduriyetlerine sebep olan hadise budur.
Ancak şunu da belirtmeden geçmek haksızlık olur Paralel yapının diğer bir adıyla FETÖ’nün neden olduğu mağduriyetler sadece Hoca, çocukları ve bazı talebelerinden ibaret değil tabiki. Bu yapının mağdur ettiği değişik vakıf, dernek ve cemaate mensup yüzlerce Müslüman mevcuttur ve bu mağduriyetler halen devam etmektedir.

Bir defa İslam’ı bütüncül bir hayat nizamı olarak kabul edip bu doğrultuda hayatını şekillendirmeye çalışırken “terör örgütü yöneticisi ya da üyesi” olarak uyduruk operasyonlarla ve hukuksuz yargılamalarla mahkum edilip cezaevine giren Müslümanların cezaevinde olmasından ancak kafirler ve münafıklar,  kısacası İslam düşmanları fayda temin edebilir. Bunun ilmen ve mantıken başka bir izahı olamaz diye düşünüyorum.

Müslümanların Şahımerdan Sarı meselesinde açık, aleni ihlaller ve mağduriyet olmasına rağmen gerekli desteği verdiğini ve bu anlamda İslami camiada bir hassasiyet olduğunu düşünüyor musunuz?

Aslında Türkiye’deki müslümanlarda kamuoyu oluşturma ve hükümet politikalarını yönlendirme potansiyeli var hem de çok yüksek. Ancak bu potansiyeli harekete geçirecek, bu potansiyeli kuvveden fiile geçirme niyet ve cesareti olan alim, kanaat önderi malesef pek yoktur. Deyim yerinde ise her islami grup, yapı oluşum ne derseniz artık kendi elindeki ile övünüyor ve oyalanıyor. Oysa devam eden bu yargı zulmü müslümanların ortak sorunudur. Müslümanlara bu zumü yıllarca derin devlet yaptı, dün paralel yapı denen FETÖ yapıyordu yarın başka bir yapı bunu devam ettirecektir bundan kimsenin kuşkusu olmasın.Üstelik her İslami yapı kendisini rejime nasıl tanıtırsa tanıtsın, istediği kadar kendisini rejime hoş göstersin potansiyel olarak her zaman rejimin tehdit algılamasının hedefindedir.

Nitekim en son “Şeyhmiz Mahmut Ustaosmanoğlu, liderimiz  Tayyip Erdoğan” diye slogan atan, Ak Partiye açık açık oy verme çağrısında bulunan İsmailağa Cemaati'nin Külliyesini Toma ile yıkan da güzelleme yaptıkları, yaranmaya çalıştıkları iktidar olmuştur. Bu durum şüphesiz tekil bir örnek değil bu türden yüzlerce örnek var ortada. Dolayısıyla İslami kesim bir defa iktidara yaranma heves ve yarışından vazgeçmelidirler. Eğer dertleri gerçekten İslam ise İslam’ın ve müslümanların yararına çalışmalı ve Allah’ın (c.c) rızasını ön plana çıkarmalıdırlar. Malesef bu gün bir çok islami camia kendi varlıkların amaç haline getirdiği için varlıklarını geliştirme ve büyütme  hassasiyetleri, birçok hassasiyetin önününe geçmiş durumdadır. Iskaladıkları hassasiyetlerden biri de yargı mağduru müslümanların sorunlarıdır.

Bugün Şahimerdan SARI hocanın karşı karşıya kaldığı zulmün ve mağduriyetin yarın kendi başlarına ve camialararının başına gelmeyeceğinin hiç bir garantisi yoktur.

Şahımerdan Sarı’nın şahsı ve aynı davada yargılanan, cezaevlerinde yatan diğer mağdurlar için ne yapılması gerekiyor hukuki anlamda?

Daha önceki bir sorunuzun cevabını verirken kısmen bu hususa değindim. Cevabı biraz daha genişletecek olursam şunları söyleyebilirim. Öncelikle Türkiyedeki bütün İslami vakıf, dernek, cemaat gibi İslami sivil toplum kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşu olma görev ve sorumluluğunu yerine getirmeleri lazım. Çünkü sivil toplum kuruluşlarının, ki bu kuruluşlar İslami olabileceği gibi laik-seküler sivil toplum kuruluşları da olabilir,  asli görevleri toplum ile iktidar/devlet arasında aracılık rolü oynamak, iktidarın/devletin sivil alana ait hukuka aykırı, özgürlükleri kısıtlayıcı politikalarına ve yasama faaliyetlerine karşı sivil toplumun haklarını ve özgürlüklerini savunmaktır. Sivil toplum kuruluşlarının ilk defa Avrupa’da ortaya çıkış nedeni modern ulus-devletin tahakkümcü, baskıcı uygulamalarına karşı sivil topluma özgür ve özerk bir alan açmaktır. Oysa Türkiye’de STK’ların, özellikle de birçok İslami STK’nın giderek  kuruluş amaç ve ilkelerinden taviz vererek tabiri yerinde ise SİVİL DEVLET KURULUŞUNA (SDK) evrildiğini görüyoruz.

Bir anlamda iktidarın arka bahçesi haline geldiğini, siyasal iktidarın talimatlarına ve hassasiyetlerine göre yönlerini tayin ettiklerini müşahade ediyoruz. Oysa yapmaları gereken şey temsil ettikleri mütedeyyin müslümanların hak ve özgürlüklerini devletin/iktidarın baskısına karşı korumak, toplumdaki İslami yaşantıyı dik ve diri tutmak, vahye ve sünnete uygun bir hayatı yaşamak için devlet üzerinden kamuoyu baskısı oluşturarak, iktidarı bu yönde yasal düzenlemeler yapmaya ikna etmek ve hatta zorlamak olmalıdır.
Örneğin Paralel Yapı /FTÖ’nün neden olduğu yargılama mağduriyetleri konusunda özellikle bu yapılanmanın etkin ve müdahil olduğu dosyalarda yeniden yargılama yolunun açılması için iktidar üzerinde bir kamuoyu baskısı oluşturarak yada ortak bir bildiri imzalayıp yayınlayarak gerekli yasal düzenlemeler hükümete yaptırılabilir. Aslında bu hiç de zor bir mesele değil. İnanın Türkiye’de İslami STK sayısı ve kitlesel tabanı kadar sol orjinli STK’lar olsa hükümete Anayasayı bile değiştirttirebilirlerdi. Ama malesef Türkiye’deki birçok İslami STK’nın böyle bir derdinin ve gündeminin olmadığını, birşeyleri değiştirmek bir yana statükonun savnuculuğunu yaptığını görüyoruz. Hatta bir çok İslami STK’nın iktidar yanlısı gözükmek için yarıştıklarını da görüyor ve duyuyoruz.  

Bu davanın hukuki olmaktan çok siyasi boyutu olduğunu düşünüyor musunuz?

Bu ve buna benzeri bütün davalar siyasidir. Terörle Mücadele Kanunu müesses nizamın korunmasını esas alarak düzenlenmiştir. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1. Maddesindeki terör tanımına baktığımızda “Vasat” davasının dosya içeriğinde hiç bir şiddet, cebir ve tehdit gibi terör tanımına işlerlik kazandıracak unsurun olmadığını görüyoruz. Dosyada bu unsurlar yok, dosyada senarize edilen şey  olmayan cebir,şiddet ve tehdidin “olması kuvvetle muhtemelmiş gibi” gösterilmesidir. Dolayısıyla tamamen siyasi anlamda “ tehdit algılaması”na dayalı olarak yürüyen bir dava. Verilen karar ise kesin ve somut delillere dayalı olmaktan ziyade algıya dayalıdır.
Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

  • ÇOK OKUNANLAR
  • ÇOK YORUMLANANLAR

ARŞİV