• Diğer

Yazar

m52kucuk@hotmail.com

27 makale bulunmakatadır

Benden Korkmayınız, Çünkü Ben De Korkuyorum

Müminin cehennem korkusu ve cennet ümidi vardır ve olmalıdır, lakin onların mutluluğu işte tam da bu korkularında yatmaktadır.

17:34 - 15 Ocak 2016

+A

-A

Bazıları 'Ey Rabbim! Ben sana ne cennet ümidiyle ve ne de cehennem korkusuyla kulluk ediyorum. Ben sadece senin rızanı gözetmek için sana kullukta bulunuyorum!' demekte iseler de bu görünüşte doğru olsa bile temelde kitapla ve sahih sünnetle çatışan bir durumdur. Bu söz Yunus'un 'Cennet, cennet dedikleri üç beş huri imiş... Al sen onları isteyene ver bana seni gerek seni!' dizesinde dile getirilen düşünceyle muvafakat etmektedir. Oysa bu söz hem Kur'an'ın açık ayetlerine ve hem de sahih sünnete uygun düşmez ve hangi maksatla ve makamda söylenirse söylensin küfürdür.

Gerçi şiirden hiç anlamam. Yukarıdaki satırları doğru yazıp yamadığımı da bilmiyorum... Kur'an ve sahih sünnet Alah'ın salih kullarına vadettiği cennetten ve içinde yer alan nimetlerden övgüyle bahsederken, sahih rivayetler dahi bu konuyu özenle dikkatlere sunarken Yunus gibi düşünenlerin sözleri ehli hikmetin yanında bir anlam ifade etmez. Nitekim şanı yüce Allah mealen buyurdu: "Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O’nu tespih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar." Nur Suresi, Ayet 36-37

"Rabbinin makamından korkan kimse için ise iki cennet vardır." Rahman Suresi, Ayet 46

"Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır." Fatır Suresi, Ayet 28

Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz." İnsan Suresi, Ayet 10

Dahası elbette yüce Allah mümin kullarına cennet vaat etmekte ve cennetin nimetlerine ise açık bir şekilde göndermede bulunmaktadır. Bir de bundan başka Allah'ın hoşnutluğu, rızası da dile getirilmektedir. Ben şahsım ne sahabe-i kiramın ve ne de ilk dönem Müslüman neslin bu türden açıklamalarını ne okudum ve ne de duydım. O kadar ki onlar dualarında Kur'anın da yönlendirmesiyle ateşin azabından Allah'a sığınırlar ve Allah'tan kendilerini razı olacağı ameller işlemeye muvaffak kılmasını ve cennetine koymasını dilerler!

Allah korkusu, müminin imanını, şevkini, Allah'a olan sevgi ve saygısını coşturan bir duygudur. Kişiyi Allah'ın razı olmayacağı bir tavır içine girmekten sakındıran, nefsinin taşkınlıklarını, sınır tanımaz kötülüklerini dizginleyen, sürekli iyilik yönünde harekete geçiren bir korkudur.

Bu korku onu Allah'ın azabından uzaklaştıran, Allah'ın rızasına, rahmetine ve cennetine yaklaştıran, bundan dolayı da çok büyük bir manevi haz içeren bir korkudur. Mümini Allah'ın sınırlarını korumada, Allah'ın rızasını aramada son derece yüksek bir şuura, uyanıklığa ve titizliğe iletir. Sonuçta müminin dünyadaki bu korkusu, onu kıyamet gününün korkusundan ve cehennemdeki ebedi korku ve dehşetten kurtaracaktır.

Allah'ı Kuran'da tanıtıldığı gibi tanıyan ve samimi olarak O'nun sıfatları hakkında düşünen bir mümin en başta Allah'ın bizzat Kendisinden, üstün ve şerefli makamından içi ürpererek korkmaya başlar. Allah'ın heybet ve azametinden, sonsuz kudret ve üstünlüğünden ötürü, O'nun zatına karşı son derece saygı ve hayranlık dolu bir korku besler. Bu korku, Allah'ın üstün ve yüce makamının bilincinde olan müminin kalbinde doğal olarak oluşan bir korkudur. Bu korkunun derecesi kişinin imanının ve tefekkürünün derinliği derecesinde artar. Bu saygı dolu korku Kuran'da "haşyet" olarak da tanımlanır.
Şurası açıktır ki insan teşvike muhtaçtır. Bu her alanda geçerlidir. Teşvik eğitimin, ekonomik yaşamın, sanatın, edebiyatın, kısacası her alanın motivasyonu için lambanın yağı, fenerin pili hükmündedir.
Keza imandan sonra Allah'ın iyi davranışlar, razı olacağı eylemler ve ameller neticesinde mümin kullarına vaat ettiği cennet ve küfre sapan, acımasız, azgın ve bozguncu, hakkı olmadığı halde tekebbüre kapılan kafir kullarına vaat ettiği cehennem de bir mümin için bir lambadaki yağ hükmünde olup kişiyi iyiliğe sevk eden ve kötülükten de alı koyan en büyük amildir. İşte bir mümin yaşamın zorluklarına bu nedenle göğüs gerer, hayatın olumsuzlukları karşısında savrulmaz ve ölüm gelinceye kadar nefsinin ayartıcı istemlerine sabrederek haddi aşmaz ve iyilikte ısrar eder.

Anası alnında öpesi... Hiç ücret almayacağını bilen bir işçiyle ücret alacağını bilen biri iş yaşamının zorluklarına aynı derecede sabredip göğüs gerebilir mi? 

Aynı şekilde müminin iyiliklerinin devamlı olması da bundandır.

Bazıları bana kafirlerin de iyilik yapabileceğini söylemektedirler. Ben de onlara 'Elbette bir ateist, bir müşrik de iyilik yapabilir. ne ki insan zaten fıtrat üzere yaratılmıştır. İşte bu fıtrat nedeniyle kişi yalan konuştuğunda, adaletsizlik yaptığında fıtratı halen ölmemişse yüzü kızarır, ondan rahatsızlık duyar! Bellidir ki yalan gibi bir takım günah sayılan eylemlerin kozmik yasalara muvafakat etmemesinden, yaratılış ve fıtrat yasalarıyla uyuşmamasından kaynaklanmaktadır.

Bir kimse sürekli iyilik yapmaya devam eder, erdemli davranışlar sergilerse o kişiye Allah neden ölümden önce hidayet yolunu göstermesin? Yine inandığını söylediği halde işi gücü bozgunculuk olan kişinin de neden yüce Allah kalbinden hidayetini alıp onu küfre sürüklemesin? Bu ikisi de mümkündür.

Dolayısıyla bizim hem korkularımız ve hem de ümitlerimiz vardır. Bizler mümin olarak çoğunlukla korkularımızda diriliyor ve korkularımızda yaşamı buluyoruz. 

Bizim kimliğimiz korku ve umudumuzda gizlidir. Korkularınız olmasa ne işe yararsınız? Bu korku elbette insanın onurunu inciten, onun kabine, aklına ve zihnine pranga vuran türden şeytanın dostlarına saldığı korkular değildir. Bu korku tüm korkuların panzehiri olan Allah korkusudur.

Elbette Allah ise azap ile, cehennem ile korkutmakta ve cennet ile de ümit verip müjdelemektedir. Kim Allah'ın zalimler için hazırladığı azap yurdu olan cehennemden korkmadığını, Allah'ın mükafat yurdu olan cennetle ödüllendirmesine de kulak asmadığını söylerse bu kişin İslam'dan çıkmak için başka bir şey yapmasına, söylemesine gerek yoktur. Kısacası bu sözler küfürdür ve hemen sahibi tevbe etmelidir.

Müminler o kimselerdir ki gereksiz ve vehim derecesinde korkuları üzerinde cılız imparatorlukların kurulmasına asla müsaade etmezler. İşte müminler özgürlüklerini korkularında bulurlar, korkularından alırlar! Onların korkusu tüm korkuların panzehiri ve hikmetin de başıdır. Ölüm bazılarını korkutamıyor ise işte onların bu durumu yersiz korkuları yok eden korkuları yüzündendir.

Korkumu seviyorum, zira dirilişim, özgürlüğüm korkumda bulunuyor, gücümü korkumdan alıyorum. Korkma Allah'tan korkan kimseden ve yine korkma binlerce gereksiz korkuların ağırlığında ezilip kalandan!
 
 
Gereksiz ve vehim türünden korkuları olan yığınlar güçlü oldukları halde salt bu korkuları yüzünden güçlerini kaybetmişlerdir. Korkakların korkuları üzerinde müstebit krallıklar kuranlar da korkularını yendikleri veya korkmadıkları için değil korkakların yersiz korkularını kullandıkları için güçlü gibi gözükürler! Yoksa onların da yıkılmak, yok edilmek gibi korkuları vardır ve onların yıkılışı asla sırtlarına bindikleri korkutulmuş, ürkütülmüş korkakların elleriyle değil o adam gibi adamların, kişiliklerini ve özgürlüklerini Allah korkusunda bulanların elleriyle olacaktır.

Dolayısıyla iman edip korkularını bire indirmeyen adam daha dünya hayatında iken bile korkularının ağında ve sarmalında acılar çekmekte ve korkuları üzerinde yetişen çakma yarı-tanrıların hışmına uğramaktadır.

Bu Allah'ın kendinden korkmayan kimselere daha dünya hayatında iken tattırdığı acı bir ceza, onurunu incitici bir zillettir. Ahirette ise onu daha elem verici bir azap beklemektedir.

İman edip korkularını teke indiren ve varlığı, kişiliği bu korkusunda bulan adam ise daha bu dünya hayatında iken korkusuzdur ve bu korkusuzluğu nedeniyle ona kimse pranga vuramaz ve onurunu incitecek her türlü korkuya meydan okur. İşte böyle kimseler için ne dünyada ve ne de ahirette bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
 

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000
gonca 28 Ocak 2016 18:15

Yazınız inanç esasları açısından doğru...Lakin meseleyi şöyle anlamak mümkün olabilir.Mümin cenneti arzular ve cehennemden korkar.Allah'ın azabından kimse emin olamaz.İnsan sevdiğini görnek,onunla konuşmak ve hatta dokunmak ister.Bu aşkı ilahiyi kabede tadanlar bilir.oraya varınca kabeye sarılanlar, tavafı unutanlar her bir nesneyi öpmek isteyenler oluyor.Cennetin en üst makamı olan seyrullah varken sadece bedensel zevke hitap eden şeylerle oyalanmak sanırım kınanıyor.peygamberlerin geliş amacı her birimizi Allah ile muhabbet edebilecek seviyeye getirmektir.Aşkın ötesi var mı bilmiyorum...Gerçekten cehennemden korkmak gerekiyor.Değil ortasından manzarasından dahi korkmak gerekiyor.Lakin öyle bir kalb lazım ki oh olsun dememeliyiz.Aşk makamında onca nimet içinde olmak ama sevgilinin muhabbetinden mahrum olmak dahi cehennemvari yakmaz mı yüreği.Bazen aşk ehli halden anlamayanları ifsad edecek edeben doğru olmayan ama niyeten doğru olan sözler söylerler.bunlar da imtihandır.

Cevapla
  • ÇOK OKUNANLAR
  • ÇOK YORUMLANANLAR

ARŞİV