Yazar

saiddalioglu01@gmail.com

1 makale bulunmakatadır

Kırmızı lambalı mahalle

İşte o caddelerden birinde adına “kırmızı lambalı mahalle” dedikleri yere gelmiştik. Amsterdam gezisi sonuçta ve “medeni” bir ülkede okul gezisi yapıyoruz, oraları görmesek Amsterdam’ı “görmemiş” olacaktık!

10:18 - 27 Nisan 2016

+A

-A

2002 yılının ortasında bir gün, ortaokul bitti bitecek, okulumuzda heyecanlı bir gezi planlanıyor. Okul bizi Amsterdam şehrine medeniyet yolculuğuna çıkaracak. Son sınıfız ya, artık ergenlik çağının zirvesindeyiz, hem de medeniyetin göbeğindeyiz ve ‘Amsterdam’a gideceğiz’ heyecanı bizi sardı tutuşturdu, büyüdük artık biz.
 
Hollanda’da ortaokul son iki yıl eğitim alanımız ne olursa olsun, toplumsal bilinçlendirme diye bir ders eklerler. Sana yemek yapmayı öğretirler, nasıl sağlıklı bir şekilde cinsel hayat yaşanır ve prezervatif nasıl kullanılır tek tek öğretirler. O zamanlar bunun arkasında yatan fikri tabi anlayamamıştım ancak bugün çok daha iyi anlıyorum. Özellikle Amsterdam okul gezisini yaptıktan sonra.
 
Amsterdam’a Merkez tren istasyonundan vardık ve hemen dışarıda bir toplanma alanı oluşturuldu. Hayatımda ilk defa böylesine büyük bir şehir görüyorum. Havası kapalı, kokusu boğucu, iç karartıcı bir şehir. İlk gözlemlerimi anlatıyorum daha dur, bitmedi. Hemen karşıda koca eski bir bina ve üstünde kutu harflerle ‘Victora Hotel’ yazmakta. Grup oluşturuldu, kurallar belirlendi ve Amsterdam gezimiz başladı.
 
Victoria Hotel önüne geldiğimde Afrika kökenli beyaz sakallı, üstü başı dağınık bir adamın elinde İncil ve İsa’nın Krallığına davet ediyordu. “İsa sizin için çarmıha gerildi, sizin günahlarınız için kendini feda etti” diye haykırıyordu. Çok etkilenmiştim çünkü din eksenli konulara fazlasıyla ilgi duyuyordum, araştırıyordum ve arıyordum.
 
Victoria Hotelini geçtikten sonra artık binalar çok ilgimi çekmemeye başlamıştı. İnsanlara bakıyordum, o kadar kalabalıklardı ki ve o kadar meşgullerdi ki benim onlara baktığımın farkında bile değillerdi. Şunu söyleyebilirim ki, gördüğüm insanların çoğu Afrika veya Uzak-Doğu kökenli insanlardı. Çarşının göbeğinde bir yerdeydik sanırım, yollar çok eski ama düzgün, ortadan küçük bir nehir akmakta ve nehrin üzerinde küçük motorlu sandallarla turistler gördüklerinin fotoğrafını çekmekle meşgullerdi. Tahmin edeceğiniz gibi genelide Japon’du.
 
AVRUPA’NIN GÖBEĞİNDE KADIN PAZARI
 
İşte o caddelerden birinde adına “kırmızı lambalı mahalle” dedikleri yere gelmiştik. Amsterdam gezisi sonuçta ve “medeni” bir ülkede okul gezisi yapıyoruz, oraları görmesek Amsterdam’ı “görmemiş” olacaktık! Ve en önemlisi, teorik olarak güvenli ve sağlıklı cinsel ilişkiye nasıl girilir, prezervatif nasıl kullanılır derslerinde gördüğümüz bunca bilgilin pratik yapılabileceği bir ortama getirilmiştik. Yok yok, yanlış anlama! Şimdiden söyleyeyim, biz işin teorik kısmında kaldık :-).
 
Kırmızı lambalı mahallede bir sokağa girdik, sokağın başı nere, sonu nere inanın bilmiyorum ancak evlerin giriş katı tamamen pencereliydi, arkadan kırmızı ışık vuruyordu ve camın tam arkasında yarı çıplak bir bayan. Az çok duymuşsunuzdur bu hikâyeyi. Sokakların birinde Avrupalı kadınlar pazarlanıyordu, başka sokaklarda Afrikalı kadınlar, bir başka sokakta Uzak-Doğulu kadınlar vardı. Onlarla göz teması kurduğunuz anda size el işaretiyle 5 veya 3 gösterip fiyatını belirliyordu. Daha da midenizi bulandıracak bir şey söyleyeyim, o kırmızı lambalı mahallelerde bazı pencerelerde kadın yerine erkekler duruyordu. O mahalleye çok yakın bir yerde eşcinsellik anıtı zaten bu işin orada ne kadar normal karşılanıldığını yeterince anlatıyordu.
 
Bu Avrupa’nın tüm dünyaya getirmek istediği medeniyetin bir örneğidir. O sokaklarda pazarlanan kadınların durumu normal maaşlı ve sigortalı çalışan bir kadından farklı değil. Bununla alakalı biraz araştırma yaptığımda “müşterilerine” fiş bile kesiyorlardı.
Selçuklu Türklerinin Anadolu’yu feth etmeye başladıklarıyla alakalı bir araştırma okumuştum. Bu araştırmada o gün Bizans’ta kadınlar belki kırmızı lambalı mahallelerde pazarlanmıyor ancak kendi kocaları ve babaları tarafından pazarlanıyor ve bunun üzerinden elde edilen gelirden kadının Bizans’a vergi ödemesi gerekiyordu.
 
O günün Bizans’ı bugünün Avrupa’sı ile çok farklı değil. Demokrasi götürdükleri yerlerde işledikleri tecavüz oranlarına bakıldığında nasıl bir “medeniyetten” geldiklerini ve bunu tüm dünyaya empoze etmeye çalıştıklarını anlamak zor değil. Bunu siz daha 13-15 yaşındayken okulda yapmaya başlıyorlar. Prezervatif nasıl kullanılır derslerine karşı değilim sakın yanlış anlamayın ancak uygulanılması gerekilen yerleri size gezdirerek göstermelerinde büyük problem var.
 
TÜRKİYEDE DURUM NASIL?
 
Ülkemizde belki bugün kırmızı lambalı mahalleler yok ancak genelevlerinin sayısı her yıl artmaktadır. Ankara Ticaret Odasının raporlarına göre hayat kadınlarının yaşları 15-40 arasında değişmekle birlikte yıllık cirosu 4 milyar $. Tabi ki buna vergiler dahildir. Bizans’tan farkımız ne? İşin daha dehşet verici tarafı ülkemizde 30.000 hayat kadını vesika beklemektedir. Ne demişler: “Halin neyse, müşteri sen oldun o hâle.” Ülkenin hali neyse, müşterisi de ona göre hazır.
 
2011 yılında dövizli olarak askerlik yaptığım sırada çavuş birine kızıp bağıra bağıra: “Ben yüzlerce kişinin karşısına çıkmış, prezervatif nasıl kullanılır onu anlattım” demişti. Herhalde egosunu tatmin ediyordu olayı tam olarak bilmiyorum ama bugün neyin onurunu yaşıyoruz? Kimin medeniyetini taşıyoruz? Neye müşteri olduk ve kazancımızı nelerden elde ettik hiç sormuyoruz. Sanıyorum ben bu yazımla ne demek istediğimi, ne anlatmak istediğimi yeterince açıkladım. Bir de siz kendinize sorun ve kendiniz cevaplayın: “Selçuklu muyuz? Bizans mıyız?”
 
Said Alioğlu
26.04.2016 - ADANA

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

  • ÇOK OKUNANLAR
  • ÇOK YORUMLANANLAR

ARŞİV