• Diğer

Röportaj

Müslümanların yargı yoluyla sindirilme dönemi bitmek zorunda

12 yıllık Ak Parti iktidarında Müsluman camianın tebliğ faaliyeti yürütmesine yargı yoluyla yapılan engellemeler önemli rol oynadı.

Müslümanların yargı yoluyla sindirilme dönemi bitmek zorunda

3 Ağustos 2014 12:05
-A

+A

12 yıllık Ak Parti iktidarında Müsluman camianın tebliğ faaliyeti yürütmesine yargı yoluyla yapılan engellemeler önemli rol oynadı.

Anaysanın da güvence altına aldığı demokratik örgütlenme,toplantı ve gösteri hakkı,eğitim hakkı ve faaliyet yürütme hakları çerçevesinde farklı ideolojik yapılanmaların durumlarında hukuki düzenlemelerle büyük oranda iyileştirmelere gidilirken bir kısım Müslümanların bu yasal düzenlemelerin dışında tutularak mağduriyetlerinin devam etmesi tartışmaları da beraberinde getirdi.

Halen birçok cemaat önderi ve İslami vakıf - dernek yöneticileri ile Müslüman şahsiyetler haksız gerekçelerle cezaevlerinde tutulmakta.
Son dönemin etkin yargıçlarından Zekeriya Öz'ünde itiraf ettiği ve Müslümanlar üzerinde daima bir tehdit unsuru duran yargı erki, ideolojik tutumunu İslami çevreleri Gulenci militanlar tarafından ele geçirildiği 10 yılı aşan son dönem boyunca da sürdüre geldi.

ISLAH HABER 12 yıldır iktidarda olan Ak Parti'nin siyasal kimliği,son aylarda dillerimize pelesenk olmuş Paralel Yapı fenomeni,hükûmet tarafından demokratikleşme paketleri bağlamında periyodik olarak çıkarılan hak ve özgürlüklerin genişletilmesi amacına matuf yasal düzenlemeler, bu yasal düzenlemelerin islami dava mağdurlarının hukuksal durumuna etkisi var mı? varsa Müslümanların bu düzenlemelerden ne oranda etkileneceğini uzun yıllar islami davalarda avukatlık yapan hukukçu-sosyolog Hüseyin Kurşun'a sorduk.

-  Ak Parti kendisini siyasal anlamda  muhafazakar bir parti olarak tanımlamaktadır. Muhafazakarlığı halkımız genelde islami düşünceye uygun bir kavram gibi algılamaktadır.Sizce muhafazakarlık nedir  ve Ak Parti politikaları bağlamında muhafazakarlığın dini hayatı muhafaza etme gibi bir kaygısı varmıdır?           

Hüseyin Kurşun  :   Biz müslümanlar olarak muhafazakarlaşmayı maalesef olumlamaktayız.V e sorunuzda da ifade ettiğiniz gibi İslama uygun bir kavram gibi algılamaktayız.Aslında muhafazakarlık bize ait bir kavram olmadığı gibi İslamın tarihsel tecrübesinde de yeri olmayan bir kavramdır. Tamamen Batı toplumunun toplumsal ve siyasal tecrübesinin bir ürünüdür.Batı'da modernleşmenin getirdiği hızlı değişime bu arada liberalizme karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.Liberalizm, Batıda ortaya çıktığı ilk dönemlerde özellikle katolik kilisesi tarafından  "dinsizlik" olarak nitelendirilmiştir zira katolik kilisesi değişime uzun yıllar direnmiştir. Ancak değişimden/reformdan yana olan Protestanlık ve Kalvinizm tarafından ise alkışlanmıştır.Bu anlamda muhafazakarlık/konservatizm geçmişe ait moral değerlerin ( din,ahlak,dayanışma vb.) değişime kurban edilmemesi gerektiğini savunan,geçmiş ile gelecek arasında bir arabuluculuk yapmayı üstlenen bir düşünce ve duruş biçimi olarak varolmuştur.Bu anlamda muhafazakarlık modernleşmeye karşı değildir.Sadece modernleşirken de toplumsal değerlerin toptan reddedilmemesi gerektiğini ,mevcut değişime göre yeniden yorumlanması ve üretilmesi gerektiğini savunmaktadır. Kısaca özetlemek gerekirse muhafazakarlık modern bir kavram ve ideoloji olup dine bakış açısı ise dini tamamen toplumsal kurumlar içinde bir kurum olarak görmek ve onu kültürel bir unsura indirgemektir.

Muhafazakarlığın Osmanlı /İslam toplumuna girişine değinecek olursak; bilindiği üzere  Osmanlı İmpratorluğu gerilediğinin farkına vardığı tarihten itibaren yönünü Batı'ya çevirmiş önce askeri alanda modernleşme/batılılaşma hareketlerine daha sonra da siyasal,ekonomik,hukuksal ve sosyal  alanlarda modernleşmeye/batılılaşmaya başlamıştır.III.Selim ile başlayan bu süreç II.Mahmut ile genişlemiş ve II.Abdülhamid ile de modernleşme kalıcılaşmıştır.Cumhuriyet döneminde ise Mustafa Kemal ile birlikte en radikal bir biçimde devlet gücü kullanılarak zoraki bir dayatmaya dönüşmüştür.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son devirlerinde başlayıp  Türkiye Cumhuriyeti ile devam eden modernleşmenin tarihimizde iki damarı vardır.Birinci damar, II.Mahmut ile başlayan  ve İttihat Terakki ile devam edip Mustafa Kemal ile günümüze kadar gelen ve CHP ile  diğer sol partilerin taşıyıcılığını yaptığı gelenek ve din karşıtı laik modernleşmedir.ikinci damar ise II.Abdülhamit ile  başlayıp  , Demokrat Parti,Adalet  Partisi,Anavatan Partisi,Milli Görüş Partileri ve Ak Parti'nin taşıyıcılığını yaptığı gelenek karşıtı olmayan,dine müsamaha gösteren muhafazakar modernleşmedir.

Muhafazakarlıkla ilgili bu tarihsel ve sosyolojik analizden sonra  şunu kesinlikle söleyebilirim ki, AKP gerçekten muhafazakar bir partidir.İslam ile ilişkisi ise postmodern düşüncenin evinde kiracı konumunda olan, yani inanç ve ibadet boyutunun dışında içeriği tamamen postmoden kültür ve yaşam biçimine göre dönüştürülmüş İslam'ı politik çıkarlarına göre muhafaza etmekten ibarettir. 

- Ak Parti'nin muhafazakarlık zaviyesindeki İslam anlayışı belirli dini cemaat,tarikat,vakıf ve islami  sivil toplum kuruluşlarını kucaklarken, benzer örgütlenmelere sahip bazı islami kurum ve yapıları dışlamakta ve ötekileştirmektedir.Sizce bunun nedeni nedir ya da nelerdir ? 

Hüseyin Kurşun   : Bunun bir kaç nedeni olmakla birlikte bence en önemli nedeni,resmi ideolojinin yaptığı ve dolayısıyla da devlet nezdinde meşruiyeti olan din tanımıdır.Bu din tanımı dinin kendisinden ve tarihsel yaşanmışlığından hareketle yapılmış bir tanım olmaktan ziyade resmi ideoloji merkeze alınarak yapılmış bir din tanımıdır.Resmi ideolojinin tanımladığı din,özel hayata indirgenmiş inanç , ibadet ve ahlaktan müteşekkil olan,ahkamın dışarıda bırakıldığı dolayısıyla dünya hayatına( siyasi,iktisadi,hukuki vs) ve hele hele devlet yönetimine ve  işleyişine müdahil olmayan bir dindir.Ak Parti iktidarı öncesinde tanımlanmış olan bu din tanımını Ak Parti iktidarı biraz daha genişletmiş ve esnetmiştir. Bu genişletilmiş ve esnetilmiş din tanımı müslümanlara görece bir özgürlük sağlamış,laiklik ilkesi esnetilmiş,bu sayede başörtüsü kamusal alanda ( resmi kurumlarda ) sorun olmaktan çıkmış,kadının kamusal alandaki etkinliği artmış genel manada müslümanlar yönünden bir rahatlama sağlanmıştır.Bu sayede de rejimle müslümanlar arasında bir uzlaşı sağlanmıştır.Dolayısıyla Ak Parti iktidarı ile gelen bu değişim  dindarların büyük bir kesiminin Ak Parti'ye yönelmesine neden olmuştur.Öyle ki bu kesimler için Ak Parti kendilerinin varlık sebebi ve islami yaşantılarının itici gücü olmuştur.İşte Ak Parti   kendi genişletilmiş ve esnetilmiş din tanımına ve politik çıkarlarına hizmet eden,İslam'ı kendi anladığı ve yaşanmasını istediği  gibi anlayan ve yaşayan bu kesimlerle iyi geçinmekte,faaliyetlerine hoşgörü ile bakmakta hatta onların önünü açmakta iken kendi İslam anlayışını reddeden  örneğin oy kullanmayan,rejime itiraz eden ve partisinin politik çıkarlarına İslamı kurban etmeyen müslümanlara karşı ise ötekileştirici ve ayrıştırıcı bir gözle bakmaktadır.Bu kesim Ak Partinin  devletçi,milliyetçi ve ulusal değerleri islami değerlerle eklekte ederek dayattığı islama karşı , vahyedilmiş dini savunan ve yaşamaya çalışan dindarlardır.Bu kesim Ak Parti iktidarı tarafından rejime  angaje edilememiş deyim yerinde ise "evcilleştirilememiştir." Diğer yandan Ak Parti bu kesimi kendisini desteklemediğini de bildiği için "beni desteklemiyorsan sana ekmek yok kaldı ki benim iktidarımı etkileyecek bir potansiyelin de yoktur" diyerek gözden çıkarmıştır.

- Ak Parti'nin  "demokratikleşme paketi" adıyla çıkardığı temel hak ve özgürlükleri genişleten periyodik yasal düzenlemelerinde islami dava mağdurlarının kapsam dışı kalmasında bu müslümanların Ak Parti iktidarının siyasi varlığının devamı açısından bir etkisinin olmayacağı düşüncesinin etkisi var mı ? 

Hüseyin Kurşun : Tabi ki etkisi var.Zira Ak Partinin kendisini iktidara taşıyacak ya da iktidarda tutacak süreçte bu kesimin yeri yoktur.Dolayısıyla siyasal denkleminde yeri olmayan bu kesime hak ve özgürlük vermeme noktasındaki katı tutumuyla  bir anlamda bu kesimin temel hak ve özgürlükleri üzerindeki patronluğunu ve tekelini elinde tutmaktadır.Bunu yaparken de "dinsel milliyetçiliğe karşı olma"(ne demekse)," terörle mücadele" gibi çifte standart örneği sergilediği konseptlerle politikasını meşrulaştırmaktadır.Zira bütün hukukçuların "silahlı terör örgütü" olduğu noktasında ittifak ettiği PKK,KCK,Ergenekon gibi çoğu müebbet hapse mahkum edilmiş terör örgütleri mensuplarına  demokratikleşme adına Anayasa Mahkemesi vasıtasıyla özgürlük bahşederken aynı mahkemelerin aynı tarz usülle yargılayıp mahkum ettiği akla ve hukuka ziyan "silahlı terör örgütü üyesi yada yöneticisi olmak" suçlamasıyla 6 yıl ila 12,5 yıl arasında hapis cezasına mahkum edilen islami dava mağdurlarına bu haklar tanınmamaktadır.Meseleyi biraz daha somutlaştrırsak, dağda elinde silahı olan teröristlere "silahlarınızı bırakıp gelin sizi affededelim, isterseniz sınıra savcımızı gönderelim "hukuki"işlemlerinizi ayağınıza getirelim" derken,diğer tarafta hayatında eline askerlik dönemi dışında silah almamış,işinden evine, evinden işine giden ve haftada belki bir gün belki iki gün bir derneğe gidip sohbet dinleyen,dini bilgi edinmek için bir alimden özel ders alan mazbut ve mütedeyyin insanların bu yaptıklarını "örgütsel toplantı", telefon konuşmalarını " örgütsel içerikli görüşme" olarak ambalajlayıp, etiketleyip "silahlı terör örgütüne üye olmak yada yönetici olmak" suçlamasıyla operasyon paket programlarıyla içeri alıp hayatlarını karartmaktadırlar.

- Bu ülkede 28 Şubat denince akla gelen tek şey bu dönemde dindar müslümanlara yapılan kumpaslar ,fişlemeler, senaryosu önceden hazırlanmış operasyonlar,işkenceler ,tutuklamalar ve nihayet mahkumiyetlerdir.28 Şubat sonrası tek başına iktidara gelen Ak Parti iktidarı döneminde 28 Şubat sürecini aratmayacak şekilde bir kısım dindar müslümanlara yönelik opreasyonlar devam etti bu durumu neye bağlıyorsunuz ?

Hüseyin  Kurşun : Ali Bulaç "Göçün ve Kentin İktidarı Milli Görüşten Muhafazakar Demokrasiye Ak Parti" isimli kitabında Ak Parti'nin iktidara geliş sürecini anlatırken Ak Parti'nin ABD 'den bir takım şartlarla destek gördüğünü belirtir.Bu şartlardan birisi de " Siyasal islamla mücadele" dir.ABD'nin "Siyasal İslamla" mücadelesini çoğumuz bilmekteyiz.Bunun anlamı "siyasal talepli islam"dır. Diğer adıyla ve malesef müslümanların da kullanmayı sever hale geldiği "radikal islam"dır.Biraz daha açalım ABD'nin küresel çıkarlarına aykırı olan ve Ortadoğuda mücadele ettiği  İslamdır bu.ABD  Başkanı yada Bakanlarından birisinin Türkiye'ye her resmi ziyaretlerinin bir iki gün öncesinde yapılan  "El kaide" operasyonlarını hatırlayalım.
Yine 28.04.2009 tarihinde Vasat,Hizbullah,El Kaide ve Anadolu Federe İslam Devleti (AFİD) olarak lanse edilen islami gruplara yönelik oniki ilde yapılan eş zamanlı "torba operasyon" neticesinde 124 kişi gözaltına alınmış ve gözaltına alınan bu kişilerin tamamına yakını savcılıkça serbest bırakılmıştır. Bu operasyonların zamanlamasına baktığımızda ne demek istediğim zannedersem daha iyi anlaşılır.Bu operasyonlarla ABD'nin düşmanı olan "radikal islam" ve onun küresel düzeydeki temsilcisi olarak bilinen "El kaide" ile mücadele ediliyor imajı verilmekte ve Ak Parti iktidarı tarafından ABD'ye verilen sözlerin tutulduğunun mesajı verilmek istenmektedir.Türkiye'de "radikal islam tehlikesi"nin varlığı AKP hükümeti tarafından bu operasyonlarla  sürekli olarak canlı tutulmuştur.Bir zamanlar müslümanları ezmenin ve sindirmenin sofistike ve muğlak gerekçesi olan "irtica" yerini Ak Parti iktidarıyla  birlikte  "Radikal islamla mücadele" yada " terörle mücadele" konseptine bırakmıştır.

Dolayısıyla yukarıda bahsettiğim müslümanların AKP iktidarında mağduriyetleri devam etmiştir.Başka bir deyişle bu müslümanların 28 Şubat'ı hiç bitmemiştir ve biteceğe de benzememektedir.Şu an İslami davalarda "silahlı terör örgütü" yöneticisi ve üyesi olmak suçlaması ile yargılanan ve mahkum olan, aldığı mahkumiyet kararı neticesi cezaevinde olan müslümanların sayısı inanın 28 Şubat Sürecinde aynı hukuksuzluğa  tabi olan müslümanlardan daha fazladır.Bunu durumu abartmak için söylemiyorum istatistiki veriler bağlamında söylüyorum.Bu gerçekten çok vahim ve paradoksal bir trajedidir.                        

- Son aylarda siyasal iktidarın  Paralel Yapı olarak tanımladığı F.Gülen hareketi'ne yönelik tavrını nasıl okumalıyız? 

    Hüseyin Kurşun  : Gelinen süreçte AKP, kendisinden olmayan müslümanları da ikiye ayırmıştır "Paralel Yapı" olarak etiketlediği Gülenciler ve kendisine ve rejime inancı gereği karşı olan ve iktidarının başından beri mücadele ettiği tevhidi çizgideki müslümanlardır.Paralel Yapı olarak etiketlediği kesim ile aslında çizgisi aynıdır.Ve azami müşterekleri vardır.Esasen bu kesimin islam'a bakış açısı hem AKP'nin hemde küresel güçlerin istediği kıvamdadır.Aradaki mesele ve ihtilaf iktidarın paylaşımı yani dünyevi olup  islam anlayışlarından kaynaklanan bir ihtilaf değildir. Ve her an politik bir manevra ile eski günlerdeki gibi "dost" olabilirler ama tevhidi müslümanlarla gerek paralel yapının gerekse de AKP'nin uzlaşamayacağının,uzlaşma mesafesinin Allah(c.c) ile Lat putu kadar olduğu da bir gerçektir. 

Islah Haber: Sizce Anayasa Mahkemesi'nin Ergenekon,Balyoz ve Devrimci Karargah Örgütü mahkumları ile ilgili yeniden yargılanma yolunu açan kararı ve Hükümetin PKK ve KCK  mensuplarının hukuki durumlarını iyileştiren demokratikleşme paketleri neden islami dava mağdurlarını kapsamamaktadır,hukuksal anlamda bu bir çifte standart örneği değil mi? 

     Hüseyin Kurşun : Adına "demokratiklesme paketi" denen temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi adına yapılan periyodik yasal düzenlemeler maalesef mağdur durumda olan müslümanlar lehine hiç bir hüküm içermemekte daha çok PKK ve KCK ile laik-kemalist çizgide olanların hukuksal durumlarını iyileştirmektedir.AKP iktidarının politik çıkarları da bunu gerektirmektedir.Zira iktidarının devamı için bu iki kesimin dışarıda olmasını AKP kendi geleceği için politik bir gereklilik olarak görüyor diye düşünüyorum.Bu düşünceme karşı olanlar olabilir ama şu kadarını söyleyeyim AKP iktidarı demokratikleşme paketleri ile kürt sorununu çözmek,BDP'nin siyasal varlık gerekçesini bu sayede ortadan kaldırmak yada en azından zayıflatmak istemekte ve bu arada kürt seçmenin de daha fazla oyunu  almak istemektedir.Aynı zamanda bu iki kesimin İslam karşıtı söylemleri üzerinden de müslümanları siyasal anlamda kendisine bağımlı kılmak istemektedir. Dikkat ederseniz Ergenekon ve Balyoz darbe girişimlerinde bulunduklarına hükmedilen bazı kimselerin ( Doğu Perinçek, Çetin Doğan vs.) cezaevinden çıktıktan sonra yaptıkları İslam'a ve müslümanlara hakaret içeren konuşmalarını aslında tersinden bir okumayla AKP propagandası olarak görebiliriz.

            Oysa cezaevinde mahkumiyet hükmünü çeken  ve tutuklu yada tutuksuz yargılanmaları devam eden müslümanların mağduriyetinin demokratikleşme paketiyle çıkacak yasal düzenleme ile sona ermesi AKP iktidarına hiç bir şey kazandırmayacak bilakis zararına  olacaktır.Zira AKP'nin "içerden" gelecek bir muhalefete kesinlikle tahammülü yoktur.

 AKP'nin  "yok mu dinime küfreden" diyebileceği bir muhalefete ihtiyacı vardır.Kısaca Ak Parti malesef bu konuda faydacı ve oportünist bir yaklaşım içindedir.

- Biliyorsunuz İBDA/C lideri olarak bilinen Salih Mirzbeyoğu hakkında İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi yeniden yargılanma ve tahliye kararı verdi bu gelişme diğer islami dava mağdurları için bir umut olarak görülebilir mi? 

Hüseyin KURŞUN : Salih Mirzabeyoğlu hakkında verilen karar tabiki olumlu ve sevindirici bir karar ancak diğer islami dava mağdurları için bir emsal yada bir umut olup  olmayacağı konusunda şüphelerim var.Şöyle ki; verilen kararın hukuki açıdan tabi ki emsal olması gerekir.Zira benzer islami davaların Salih Mirzabeyoğlu'nun davası ve yargılanma süreciyle birebir uyumu var.Hukuka hakim olması gereken güven,eşitlik ve tutarlılık bunu gerektirir.Kısaca Salih Mirzabeyoğlu'na uygulanan hukuki muamele diğer İslami dava mağdurlarına da uygulanırsa sorun çözülür.

    Ancak Salih Mirzabeyoğlu hakkında verilen karar siyasi mülahazalarla verilmiş konjönktürel bir karar ise bu kararın diğer islami dava mağdurları için de verilip verilmeyeceği noktasında bazı çekincelerim var.Zira  İbda/C fikriyatı'nın rejime muhalifliği Milli Görüş ve Akp'nin rejime muhalifliği düzeyindedir.Yani rejime yönelik muhalefeti tevhidi bir muhalefet değildir.Yakinen biliyorum ki İbda/C fikriyatında olanlar rejimin içinde kalarak ve onun diyalektiğini yaparak İslami bir yönetime(Başyücelik Devleti ) kavuşacaklarını zannetmektedirler.Bu anlamda bu zümre oy kullanmakta ve herhangi bir siyasi partide siyaset yapmakta bir beis görmemekte hatta bunu davalarına hizmet olarak görmektedirler.İbda/C fikriyatını benimseyen ve yakinen tanıdığım iki arkadaşımdan birisi geçen seçimlerde Ak Parti milletvekilliği adaylığı için mücadele etti , diğeri de bir ilçede uzun bir dönem Akp ilçe başkanlığı yaptı. Dolayısıyla rejime yönelik ciddi anlamda bir muhalefeti olmayan ve Akp içinde siyaset yapmakta şer'i  bir beis görmeyen,üstelik F.Gülen'e ve hareketine eleştirinin de ötesinde "küfürde bir zikirdir" anlayışıyla küfreden bir kitlenin fikri önderinin cezaevinden çıkmış olması siyasi ve konjönktürel olarak hükümetin yararınadır diye düşünüyorum.Nitekim Salih Mirzabeyoğlu'nun tahliyesinden sonra Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler, Salih Mirzabeyoğlu'na geçmiş olsun dileklerini iletmiş ve şu açıklamayı yapmıştır: "28 Şubat mağdurlarından Salih Mirzabeyoğlu da bugün serbest bırakıldı. Yeniden yargılanma kararı verildi. 15-16 yıldır hapis yatan bir kardeşimiz bugün tahliye edilmiş oldu. Bu sevincimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Kendisine geçmiş olsun diyorum. Elbette ki 28 Şubat dönemin tarihi yazıldığı zaman bu haksızlıklar da o kitapta yerini alacak. Mirzabeyoğlu örneği de hakikaten en açık örnek olarak hafızalarda yerini alacak. İnşallah bundan sonraki hayatında kendisine sağlık, sıhhat ve başarılar temenni ediyorum."

   Başbakan Yardımcısı'nın bu açıklaması Mirzabeyoğlu hakkında verilen kararın mahkemeden önce hükümet tarafından verildiği yönündeki şüpheleri arttırmaktadır. Umarım hükümet 28 Şubat mağduru olan ve 28 Şubatı halen devam eden diğer müslümanlara da aynı hassasiyeti gösterir.

- İslami dava mağduru olupta  mahkumiyet hükmü almış ve hali hazırda yargılanmaları devam eden  müslümanlara yönelik neler yapılabilir?

 Hüseyin Kurşun :  Müslümanlara verilen mahkumiyet hükümlerinin hepsi tamamen "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" yada "Silahlı Terör Örgütü Yöneticisi" olmak iddiasıyla verilmiştir.

Gerek Devlet , gerekse de bu davalarda hüküm veren  mahkemeler  Türkiye'de en azından son 15- 20 yıl önce yaşanan bir kaç lokal olay dışında  silahlı olan ve şiddeti bir yöntem olarak benimseyen hiç bir İslami cemaatin,grubun yada hareketin olmadığını çok iyi bilmektedir.Dolayısıyla verilen mahkumiyet kararları Terörle Mücadele Yasası'nı uygulamakla görevli mahkemelerin (dün DGM'ler ve Özel Yekili Ağır Ceza Mahkemeleri  bu gün ise normal Ağır Ceza Mahkemeleri) TEM tarafından hazırlanan teknik ve fiziki tapelerinin  "şeriat devleti tehdidi algılaması" na dayanan subjektif siyasi yorumuna dayanmaktadır.Tabi ki mahkemelerin bu algılarını bu davalarda verilen kararları temyizen inceleyen Yargıtay 9.Ceza Dairesi kararları beslemekte ve haklılaştırmaktadır.Sorun aslında "terör" suçunun doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında bir "tehlike" suçu olarak görülmesi olup bu tehlikenin rejim karşıtı İslami cemaat ve gruplarda potansiyel olarak varolduğu ve bu tehlikenin önlenmesi için ceza vermenin herhangi bir silahlı eylemi gerektirmediği inancıdır.

          Esasen devlet aklı ve bu aklın muhafızı olan işbu mahkemeler deyim yerinde ise müslümanlara bir deli gömleği giydirmiştir. Müslümanlar zoraki giydirildikleri bu  deli gömleğinden kurtulmak için gerek hukuksal  alanda gerekse de medya alanında seslerini yükseltmeli ve kamuoyu ve baskısı oluşturmalıdırlar.Özellikle Anayasa Mahkemesinin Ergenekon,Balyoz ve Devrimci Karargah Örgütü davalarında mahkum olan kişilerin yapmış olduğu bireysel başvurularda verdiği yeniden yargılanma hakkı kararlarının aynı durumda olan İslami dava mağdurları için de verilmesi gerektiğini Anayasa'nın eşitlik ilkesinden hareketle savunmalı ve bu hususta İslami cemaatler,gruplar,dernekler ve vakıflar tüm imkanlarını (basın yayın organları,alimler,yazarlar,aktivistler,hukukçular )   seferber ederek geniş bir kamuoyu oluşturmalı ve seslerini siyasal iktidara ve meclise (yasama organına) duyurmalıdırlar. Ama maalesef bu güne kadar düşük katılımlı bir kaç basın açıklaması ve haber dışında bu manada ciddi bir adım atılmadı. 

- Hükûmetten İslami dava mağduru müslümanlar için atmasını beklediğiniz adımlar nelerdir ve hükümetin Paralel Yapı ile mücadelesini, özellikle yapıya yönelik son operasyonları  nasıl değerlendiriyorsunuz ? 

Hüseyin Kurşun : Hükümetten en başta atmasını istediğim adım "demokratikleşme paketi" bağlamında bir kesime tanıdığı/ sağladığı  hak ve özgürlükleri İslami dava  mağduru müslümanlara da sağlamasıdır.Parti ismindeki "adalet" ve politikalarında "tutarlı" olma kaygısı varsa bunu kesinlikle yapmalıdır.Aynı zamanda bu adım , desteğini büyük oranda dindar müslümanlardan alan hükümet için bir samimiyet testidir.Bir nevi turnosol kağıdı mesabesindedir.

          F.Gülen Hareketi,Cemaati,Camiası ( aslında burada kendilerini tanımlama konusunda bir kriz içindeler) küresel liberal ekonominin işleyiş mantığıyla kendisi dışındaki tüm İslami yapılanmaları dışlamış ve hep müslümanların karşı olduğu bölgesel ve küresel güç odakları ile iş tutmuştur.Gücü, islamın adalet anlayışı ve akidesinden bağımsız 

seküler bir olgu olarak küreselin tanımı ile tanımlayan bu hareket maalesef sahip olduğu gücü genelde kendisi dışındaki İslami oluşumları yok etmek için harcamış ve en son hükümetle olan iktidar kavgasında bu gücünü hükümete karşı da kullanmıştır.

          Hükümete sağladığı destek ve hükümetin de kendisine sağladığı imkanlarla ( emniyet ve yargı başta olmak üzere birçok kurumda geniş bir kadrolaşması olmuştur)  kendisi dışındaki muvahhid müslümanları "terörle mücadele" adı altında ezen ve sindiren bu hareketin mağdurları şu an cezaevlerindedir.Ancak burada şu hususa da açıklık getirmeme izin verin, Türkiye’de müslümanlara yapılan zulüm yeni bir hadise değildir.Ayrıca İslami davalarda ceza isteyen savcının ve ceza veren hakimin AKP’li olması ile paralel yapının adamı olması arasında bir fark yoktur.Zira gerek AKP’nin gerekse de paralel yapı denen hareketin tevhidi müslümanlara karşı tavrı hep  PARALEL olmuştur.Bu manada ben şahsen muvahhid müslümanlara karşı paralel yapının hükümet ve F.Gülen Hareketi olduğunu düşünüyorum. 

           Hükümetin Paralel Yapı ile mücadelesine gelince her şeyden önce hükümet bu yapıyı terör örgütü olarak görmemektedir.Terör örgütü olarak görmüş olsaydı operasyona önce Paralel Yapı'nın yönetim kadrosundan başlardı.Biliyoruz ki, yapının idari kadrosundan hiç kimseye yönelik operasyon yapılmadı.Paralel yapı ile mücadele adı altında daha önce yapılan bazı emniyet ve yargı mensuplarının görev yeri değişikliği teknik anlamda operasyon olarak nitelendirilemez.17 ve 25 Aralık soruşturması kapsamında yapılan  ve en son olarak da  büyük dalga olarak nitlendirebileceğimiz operasyonlarda bir çoğu müdür konumunda olan emniyet mensuplarına yönelik gözaltılar "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yasa dışı dinleme yapmak ve resmi belgede sahtecilik, askeri casusluk, görevi kötüye kullanma, bilişim sistemini engelleme- bozma, delilleri yok etme, değiştirme, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, haberleşmenin gizliliğini ihlal, özel hayatı kayda almak" gibi suçlamalarla yapılmıştır.Kısaca hükümet Paralel Yapı ile olan eskiden kalma ortaklığını bu operasyonlarla tasfiye etmekte,Paralel Yapıya terkettiği bürokratik alanları tekrar ele geçirerek bir anlamda iktidarını bağımsızlaştırmaktadır.Ancak bu operasyonların AKP'nin kozmik odasına kadar giren Paralel Yapı piramidinin yönetici kadrosuna ve bu arada hareketin görünen lideri  F.Gülen'e kadar uzayıp uzayamayacağını zaman gösterecektir. Doğrusunu isterseniz ben operasyonların Paralel Yapı piramidinin orta kesimi ile ( memur ve bürokrat ) sınırlı kalacağının düşünüyorum.Daha ileri gideceğini düşünmüyorum.

- Bize vakit ayırdığınız ve sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz.

Hüseyin Kurşun :  Bu imkanı verdiğiniz için ben teşekkür ederim

Kaynak : IslahHaber.Net

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

  • ÇOK OKUNANLAR
  • ÇOK YORUMLANANLAR

ARŞİV