Kültür - Sanat

Yenilgi Sanılan Zafer: HUDEYBİYE

İslam Tarihinin çok az konuşulan kahramanlarındandır Ebu Basir.. Yenilgi gibi görülen Hudeybiye'nin zaferle sonuçlanmasının mimarılığını yapan bu kahramanı gelin detaylarıyla okuyun.

Yenilgi Sanılan Zafer: HUDEYBİYE

8 Nisan 2016 18:12
-A

+A

Hicretin 6. Senesi idi. Peygamberimiz (s.a.v) 1400 veya 1600 kişilik ashabı ile kabe-i şerifi ziyaret maksadı ile Mekke’ye doğru yola çıkmışlardı. Bu durumu haber alan Mekke müşrikleri Müslümanların Mekke’ye girişlerine kesinlikle izin vermeyeceklerini eğer ısrar edilirse savaşacaklarını bildirdiler.  Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v) ve ashabı Hudeybiye mevkiinde konaklamaya karar verdiler ve uzun süren görüşmelerin ardından on yıl sürecek bir antlaşma metni üzerinde mutabık kalındı. Yaşanan süreçte müşriklerin temsilcisi olarak orada bulunan Süheyl b. Amr’ın bütün tahrikkar çıkşlarına rağmen Efendimiz (s.a.v) işin sonunun hayır olacağı ümidi ile sabretmiş  ve nihayet  her iki tarafın mutabakatı ile antlaşma akdedilmişti.

YÜREKLERİ KASIP KAVURAN BİR SAHNE

Ancak antlaşmanın bir maddesi vardı ki bu Müslümanların çok ağırına gitmişti. Bu maddeye göreMüslümanlardan biri müşriklere iltihak ederse iade edilmeyecek, fakat müşriklerden biri Müslümanlara iltica ederse Müslümanlar bunu müşriklere hemen teslim edeceklerdi.Antlaşmanın imzalanmasının hemen ardından sahabenin derinden sarsılacağı bir olay meydana geldi. Bir anda elleri ve ayakları prangalı bir genç sürüne sürüne gelerek ortaya atıldı ve Müslümanların ordusuna iltica etti. Bu genç Hudeybiye antlaşmasını imzalayan ve o günlerde müşriklerin safında olan Süheyl bin Amr’ın oğlu Ebu Cendel’den başkası değildi. Süheyl b. Amr Müslüman olduğu için oğlunu zincire vurup hapsetmişti. Ancak Allah’ın bir lütfu olarak Ebu Cendel kaçmayı başarmış ve Hudeybiye’ye kadar gelmişti. Ebu Cendel artık kurtulduğunu düşünerek sevincinden hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Oğlunun Müslümanlara iltica ettiğini gören Süheyl hemen harekete geçiyor ve “işte bu an antlaşmaya riayet etme zamanıdır. Oğlum Ebu Cendel’i bana teslim edin.” diyordu.  Peygamberimiz (s.a.v) ve Ashabı antlaşmanın bir gereği olarak v gözyaşları için Ebu Cendel’i teslim ettiler. Peygamberimiz (s.a.v) Ebu Cendel’in kurtuluşunun yakın olduğunu ve eğer sabrederse zafere erişeceği müjdesi ile ashabını teselli etmişti.

EBÛ BASÎR VE İLK GERİLLA BİRLİĞİ 

Müslümanlar Hudeybi’nin kendi aleyhlerinde olduğu zannı ile hüzün içinde Medine’ye döndüler. Çok kısa bir zaman sonra Sakîf kabîlesinden Utbe İbn-i Esîd (Ebû Basîr) Mekke’den hicret edip Medine’ye geldi ve Resulullah (s.a.v)’e iltica etti. Ebû Basîr yedi gün yedi gece kızgın çöl kumlarını tepeleyerek binbir çile ile Medine’ye gelebilmişti. Ne çare ki ardından iki müşrik onunla birlikte Mediye’ye varmış ve Ebû Basîr ile birlikte Efendimiz (s.a.v)’in huzuruna çıkmışlardı. Yapılan antlaşmanın gereği olarak Ebû Basîr’in kendilerine iade edilmesini istediler. Hazreti Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) derin bir teessür içinde Ebû Basîr’e dönerek; “Ya Ebâ Basîr, biz Müslümanız. Ahdimize (sözlerimize) sadık kalırız. Kurtuluş günü uzak değildir. Yeter ki sen sabırlı ol..” diye teselli ederek teslim etti. Ebû Basîr’i türlü alay ve istihzalar ile Mekke’ye götüren şımarık müşrikler başlarına geleceklerden habersizdi.  Bir ara mola verdikleri bir hurma ağacının dibinde elindeki kılıçla ne kadar çok Müslüman kestiğini kabara kabara anlatan müşriğe “Kılıcınız ne kadar güzelmiş bakabilir miyim?” demesi ve ardından süratle uzanıp kılıcı çekip alması bir oldu. Birkaç saniyelik kısa zamanda “Kelle öyle uçurulmaz böyle uçurulur!.” diye haykırıp bir anda müşriği cehenneme yolladı.Diğer müşrik ise çareyi kaçmakta buldu. Ebû Basîr ise müşriklerin devesi ve Müşriğin kellesi ile Medine’nin yolunu tuttu. Olan biteni Efendimiz (s.a.v)’e anlattı. Müşriklere yeniden teslim edilme ihtimaline binaen Medine’yi terk ederek sahil tarafında Iys denilen bir yaylaya yerleşti. Burası Mekke Müşriklerin ticaret kervanlarının geçiş güzergâhında idi. Olay yayıldıkça yayılıyor. Müşrikler kudurdukça Müslümanlar seviniyordu. Haber Ebu Cendel’in kulağına gelir gelmez Ebu Cendel ilk fırsatta bağını çözüp kaçıyor ve Ebû Basîr’e katılmak üzere yollara düşüyor. Ardından bir iki, üç beş derken Ebu Basir’in etrafında aslanlar gibi savaşabilecek yiğitlerden oluşan gözü kara bir seriyye teşekkül etmişti. Bazı kaynaklarda Taifetu’l-Mansûrâ, bir kısım kaynaklarda ise Fıkatu’n-Naciye diye isimlendirilen bu mütevazı seriyye birliğine dâhil olan yiğitler, İslam Tarihinin ve hatta belki de Dünya Tarihinin ilk gerilla hareketini başlatmış olduklarının kendileri bile farkında değillerdi. Ancak eylemleri ile Kureyş ekonomisinin can damarlarını kesiyor, Kureyşin ticaret kervanlarını bir bir ele geçiriyor ve Müşriklerin adeta kaburga kemiklerini kırıp onları zelil ediyorlardı. Şam yolu Kureyşliler için artık tamamen kapanmış ve Mekke nefessiz kalmıştı. Eğer bu böyle devam ederse açlıktan kırılacaklardı.

..VE ZAFER

Müşrikler çaresiz ve zelil bir halde Ebû Sufyan’ı Medine’ye gönderiyor ve Antlaşmanın bu maddesinin iptalini istediler. Vakti ile şiddetli bir ısrarla eklettikleri bu maddeyi şimdi yine aynı ısrarla kendileri değiştirmek istiyorlardı. Efendimiz Kureyşin bu isteğini kabul ederek Iys’deki Ebû Basîr ve arkadaşlarına bir mektup gönderip antlaşmanın ilgili maddesinin iptal edildiğini bildirerek artık Medine’ye dönebileceklerini müjdeliyordu. Ancak mektup Ebû Basîr’e ulaştığında Ebû Basîr iyi değildi. Az önce girdiği bir çatışmadan yara almış ve kan kaybının verdiği zâfiyetle konuşacak mecali bile bulunmuyordu. Mektubu yüzüne gözüne sürerken dudaklarından şu cümleler süzülüyordu: “Ya Resulullah, Allah ve O’nun uğrunda çektiğim bütün ızdıraplar, aldığım yaralar, şuanda ruhumda büyük bir neş’e halinde tecessüm etmiş bulunmaktadır. Beni imanından dolayı zincire vudular, mahzenlerde hapsettiler. Bütün bunlar Allah’a ve Rasulü’ne (s.a.v) ola bağlılığımı arttırmaktan başka bir sonuca neden olmadı. İmanımda asla ümitsizliğe kapılmadım. Şimdi de şehid olma ümidinin verdiği derin huzur içinde iken mübarek mektubunuza muhatap olmak şerefine nail oluyorum. Çok mesûdum.”

Ebû Basîr bu sözlerin ardından fâni âlemden dâr-ı bekâ’ya hicret ediyordu. İslam Tarihi’nin ve belki de Dünya tarihinin ilk Gerilla ordusunun komutanı olan Ebû Basîr’in cenazesini Ebû Cendel’in imamlığında 70 mücahidin kıldığı rivayet ediliyor.

Ebu Cendel ve Ebu Basir (Radiyallahu Anhuma) sabretti ve Allah’tan mükâfat beklediler. Allah-u Teâlâ da onlara bir kurtuluş yolu yarattı ve onları davalarında muvaffak eyledi. Allah-u Teâlâ’nın yardımı ile bu iki mücahid sahabe ve gerilla ordusu kureyşli müşrikleri dize getirmişlerdir!

Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ’dan dileğimiz, yeryüzünde Allah’ın Şeriatını hakim kılmak isteyen bütün mücahidlere Ebu Cendel ve Ebu Basir(Radiyallahu Anhuma)’ya vermiş olduğu zaferi vermesidir.
La Havle Ve La Kuvvete İlla Billah.
 

Kaynak : IslahHaber.Net

Facebook'ta paylaş butonu
Print

YORUMLAR

Facebook Yorumları
YORUM YAZ
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

  • ÇOK OKUNANLAR
  • ÇOK YORUMLANANLAR

ARŞİV